COP31’de Masada Ne Var? 5 Maddede Antalya Gündemi

9-20 Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek COP31, genel beklentinin aksine zorlu bir zirve olmaya aday. Bunun nedeni yalnızca biriken gündem maddeleri değil; 1,5°C eşiğinin artık aşılmış olması, tarihin ilk gerçek anlamda “ABD’siz” COP’u olması ve Türkiye’nin zirveyi “uygulama COP’u” olarak tanımlaması gibi birkaç faktörün bir araya gelmesi. COP30’dan devralınan birçok çözümsüz başlık da bu tabloyu ağırlaştırıyor. İşte Antalya’da en çok konuşulması beklenen beş gündem maddesi.

1. Adil Geçiş Mekanizmasının Detayları

COP30’da ilke olarak kabul edilen adil geçiş mekanizmasının nasıl işleyeceğine dair teknik ayrıntılar COP31’e bırakıldı. Bu mekanizmanın işçiler, kadınlar ve yerli halklar dahil herkesin haklarını koruyacak şekilde kurgulanması bekleniyor, ancak Belem Antalya mekanizmasının tam olarak neyi kapsayacağı henüz netleşmiş değil. Türkiye’nin bu konuda nasıl bir pozisyon alacağına dair de şimdiye kadar fazla bir işaret yok. Türkiye ve Avustralya’nın COP31 eş başkanları olarak bu alanda güçlü ve uygulanabilir bir çerçeve oluşturma sorumluluğu taşıdığı, uzmanlar tarafından sıkça vurgulanıyor.

2. 300 Milyar Dolarlık Finansman Tehlikede

Uzun vadeli iklim finansmanı hedefi olan 300 milyar dolar ve 1,3 trilyon dolar bu seneden itibaren geçerli olacak. Gelişmekte olan ülkeler, bu tutarın kamu kaynaklarından sağlanacağına dair somut bir yol haritası ve 2035’e kadar adaptasyon finansmanının payının üç katına çıkarılmasını talep ediyor. Ancak savaşların etkisi, ABD’nin sözleşmeden resmen çekilecek olması (Şubat 2027) ve artan savunma harcamaları, bu hedefin gerçekten tehlikede olduğuna işaret ediyor. Finansman başlığındaki tıkanıklık yalnızca kendi alanıyla sınırlı kalmayacak; adaptasyon (uyum) başlığını da doğrudan kilitleyebilir, çünkü uyum finansmanının büyük kısmı aynı kaynaklara bağımlı.

3. Mitigasyon Çalışma Programı’nın Akıbeti

Şarm El Şeyh’te kurulan Mitigasyon (Azaltım) Çalışma Programı’nın süresi bu yıl doluyor ve COP31’de tekrar uzatılıp uzatılmayacağı görüşülecek. Bu program önemli, çünkü 1,5°C hedefinin ve ulusal katkı beyanlarının yükseltilmesinin konuşulabildiği tek platform konumunda. Gelişmekte olan ülke tarafları programın devamından yana değil, devam edecekse de koşullu destek vereceklerini belirtiyor. Bonn’daki ara müzakerelerde de en gergin tartışmaların bu konu etrafında yaşandığı biliniyor; bu nedenle COP31’in başarısını ölçmede kullanılabilecek en kritik ölçütlerden biri bu programın geleceği olacak.

4. Fosil Yakıtlardan Çıkış Yine Masada

90 ülkenin çabalarına rağmen COP30’un nihai karar metninde fosil yakıtlardan hiç bahsedilmedi. Brezilya, bu konuyu ana müzakere gündemine sokamayınca paralel bir yol (track) oluşturdu: konsensüs gerektirmeyen, ev sahibi ülkenin öncülük ettiği ayrı bir süreç. Dünya genelinde 115 ülke bu fosil yakıtlardan çıkış yol haritasını desteklediğini ilan etti, ancak COP31’e başkanlık edecek Türkiye henüz bu listede yer almıyor. Üstelik Türkiye ve Avustralya arasındaki kömür ticaretinin Paris Anlaşması’ndan bu yana 75 milyon ton karbondioksit salımına neden olduğu da son dönemde gündeme geldi. Zirvenin misyonunu ortaya koyan üç resmi COP31 Başkanlık mektubunun hiçbirinde “fosil yakıtlar” ifadesine yer verilmemiş olması da bu konudaki belirsizliği derinleştiriyor.

5. Elektrifikasyon: Türkiye’nin Önceliği

Türkiye, küresel elektrifikasyon oranının 2035’e kadar %35’e çıkarılmasını öneriyor; bu, mevcut hızın yaklaşık dört katına ulaşılması anlamına geliyor. Ancak bu hedef önemli bir ayrışmayı da beraberinde getiriyor: bazılarına göre hedef aşırı iddialı, diğerlerine göre ise elektrik arzının da hızla karbonsuzlaştırılması gerektiği için yetersiz. Asıl tartışma ise şu: elektrifikasyon, fosil yakıtlardan çıkışın önüne mi geçecek, yoksa onunla birlikte mi ilerleyecek? Fosil Yakıtların Ötesi Ağı gibi örgütler, Türkiye’nin yeni kömür santrallerine izin vermeme taahhüdünde bulunmadan elektrifikasyon hedefini öne çıkarmasının, karbonsuzlaşma mantığını zayıflatma riski taşıdığını vurguluyor. Nitekim Türkiye’nin elektrik üretiminde 2025’te kömürün hâlâ %33,6 ile en büyük kaynak olması, bu çelişkiyi somut olarak gözler önüne seriyor.

Sonuç: Kapılar Açıldı, Soru Hâlâ Aynı

COP30, bu beş başlığı çözümsüz bırakarak kapılarını kapattı. COP31’in bu kapıların ardında ne olduğunu gösterip göstermeyeceği, zirvenin başarısını belirleyecek temel ölçüt olacak. Uzmanlara göre Türkiye’nin geride olumlu bir miras bırakabilmesi için yalnızca küresel hedefler koymakla yetinmemesi, kendi ulusal politikalarında da somut ve geri dönüşü olmayan adımlar atması gerekiyor. Aksi halde “uygulama COP’u” söylemi, müzakere masasındaki asıl meselelerin üzerini örten bir retorikten öteye geçemeyebilir.