21-25 Eylül tarihlerinde New York’ta gerçekleşmekte olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (UNGA), iki ay sonra Türkiye başkanlığında Antalya’da düzenlenecek COP31 iklim zirvesi öncesinde kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.
İklim diplomasisi ve enerji güvenliği alanında çalışan uzmanlar, artan enerji fiyatları ve jeopolitik krizlerin gölgesinde toplanacak UNGA ve COP31’de hem Türkiye’nin hem de COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya’nın liderlik rolü üstlenmesi ve somut taahhütlere öncülük etmesi gerektiğini vurguluyor. Uzmanlara göre her iki ülkenin de özellikle fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda kendi evlerinde önemli adımlar atması gerekiyor. Türkiye’nin ve Avustralya’nın kendi politikalarında kaydedecekleri ilerleme, kendi kredibiliteleri ve COP31’in başarısı üzerinde etkili olacak.
Her İki Ülkenin de Kömürden Çıkış Tarihi Yok
İklim diplomasisi çevrelerinden bir değerlendirmeye göre, Türkiye ve Avustralya’nın hâlâ yeni fosil yakıt yatırımlarına devam ettiği belirtiliyor. İki ülkenin de kömürden çıkış tarihi bulunmuyor ve fosil yakıt kullanımını artırmaya devam ediyorlar. Yenilenebilir enerji konusunda gelişme kaydetmiş olsalar da kredibiliteleri, momentum yaratabilme becerileri ve COP’tan iyi sonuçlar elde edilmesi, bu iki ülkenin kendi evlerinde atacakları adımlara bağlı olacak.
Bu liderliği enerji dönüşümü alanında göstermeleri gerektiği, ister fosil yakıtlardan adil geçiş, ister temiz elektrifikasyon üzerinden olsun, New York’a veya en azından Antalya’ya kendi ülkelerinde neler yapacaklarına dair somut duyurularla gelmelerinin önemli olduğu vurgulanıyor.
Nepal’deki Sel Felaketi Krizlerin Bağlantısını Gösterdi
Nepal’deki sel felaketinin, iklim ve enerji krizlerinin ayrı sorunlar olmadığını, aksine eş zamanlı olarak birbirlerini şiddetlendirdiğini gösterdiği belirtiliyor. Küresel tazminat talep eden Nepal Dışişleri Bakanı’nın, tüm Küresel Güney ülkeleri adına konuştuğu ifade ediliyor. Bunun yanına Avrupa’daki ve ABD’deki orman yangınları, Asya’yı vuran siklonlar da ekleniyor.
Sigorta sektörünün senede 170 milyar dolar zarar edeceği tahmin ediliyor. Bu, geçen yıla kıyasla 19 milyar dolar daha fazla. İklim değişikliğinin yol açtığı etkilerin bedeli şu an doğrudan ulusal bütçelerden veya aile birikimlerinden ödeniyor. Kayıp ve Hasar Fonu’na kaynak yaratılması, UNGA’da da COP31’de de gündeme gelmesi gereken konulardan biri olarak öne çıkıyor.
Elektrifikasyon: Enerji Bağımsızlığının Yolu
Çeşitli jeopolitik belirsizliklerin üst üste geldiği bir dönemde, küresel ekonominin fosil yakıt bağımlılığı karşısında ne kadar savunmasız kaldığı görülüyor. Rekorlar kıran sıcak hava dalgaları ile artan enerji fiyatları ve dalgalanmaları aynı anda yaşanıyor.
Elektrifikasyonun yalnızca elektrikli araçlara geçmek anlamına gelmediği, aynı zamanda yerli kaynaklar kullanarak elektrik üretmek ve enerji bağımsızlığını sağlamak demek olduğu vurgulanıyor. Kilit nokta, bu geleceğin tamamen yenilenebilir enerjiye dayanması.
Elektrifikasyon söz konusu olduğunda gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerin karşı karşıya olduğu sorunlardan biri, kırılgan ve değişken enerji kaynaklarını idare edebilmek için şebeke altyapısını modernize etmek. Bunun için de finansmana ihtiyaç var. Hem Türkiye’den hem de Avustralya’dan beklenen, ülkelerin COP31’de imza atacağı somut ve ölçülebilir taahhütler.
Türkiye, Yenilenebilir Enerji Sayesinde 11 Milyar Dolar Tasarruf Edecek
ABD’nin İran’la savaşı nedeniyle son aylarda petrol fiyatları keskin ve öngörülemez şekilde dalgalanıyor. Deniz yoluyla taşınan ham petrol, petrol ürünleri ve LNG ithal edenlerin, savaş öncesi öngörülere kıyasla 330 milyar dolar fazladan ödeme yaptığı belirtiliyor.
İyi haber ise çözümlerin bilindiği yönünde: yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, elektrifikasyon, şebekeler ve enerji depolama. Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü’nün (IISD) analizine göre Türkiye, kamu kaynaklı yenilenebilir enerji destek programları sayesinde, bu programların maliyetleri hesaba katıldığında bile, 2026 yılında gaz ithalatında yaklaşık 11 milyar dolar tasarruf edecek.
Türkiye’nin Üç Önceliği: Uygulama, Elektrifikasyon, Finansman
Türkiye’nin COP31 başkanı olarak üç temel önceliği bulunuyor. İlki, Antalya’daki COP’un bir “uygulama COP’u” olması. Bu yaklaşıma göre 30 yıldır devam eden iklim müzakereleri sonucunda yeterince hedef ve taahhüt bulunduğu, artık yapılması gerekenin bunları somut ve takip edilebilir ilerlemeye dönüştürmek olduğu savunuluyor.
İkinci öncelik elektrifikasyon. Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarının, şebekelerin ve depolama sistemlerinin hızlı bir şekilde genişletilmesiyle desteklenen, 2035 yılına kadar nihai enerji tüketiminde elektriğin payını %35’e çıkaran küresel bir hedef öneriyor. Öte yandan Türkiye’nin, fosil yakıt yol haritasına dair nasıl bir pozisyon alacağı konusunda hâlâ belirsizlikler bulunuyor.
Üçüncü öncelik ise finansman. Türkiye’nin kendi öncülük ettiği “İklim Uygulama Köprüsü” adı verilen girişim, ulusal öncelikleri ve proje hazırlıklarını mevcut finansman kaynaklarıyla buluşturmayı hedefliyor. Bu girişim yeni bir iklim fonu oluşturmayı veya yeni finansman kaynakları yaratmayı planlamıyor.
Liderlerin Önünde Net Bir Seçim Var
COP31 Başkanı Türkiye ve Müzakereler Başkanı Avustralya’nın, önceki COP’ta hazırlanan fosil yakıt yol haritasının nasıl ilerletileceği konusunda net bir liderlik yapması gerektiği belirtiliyor. Bu yol haritasının bir kenara bırakılmaması, tüm ülkelerin hangi unsurları kendi ulusal yol haritalarına entegre edebileceklerini belirlemesi gerektiği vurgulanıyor.
UNGA ve COP31 öncesinde liderlerin bir seçimle karşı karşıya olduğu hatırlatılıyor: üst üste binen enerji ve iklim krizleri arasında sıkışıp kalmak ya da fosil yakıtlardan koordineli ve hızlı bir şekilde uzaklaşmak.



