Antalya’da 9-20 Kasım 2026’da düzenlenecek COP31’e giden yolda, müzakerecilerin ve iklim diplomasisi uzmanlarının en çok konuştuğu başlıklardan biri fosil yakıtlardan çıkış yol haritası. Bu konu, görünürde teknik bir müzakere maddesi gibi dursa da aslında COP31’in iki ev sahibi ülkesinin, Türkiye ve Avustralya’nın, krizin kök nedenine karşı ne kadar samimi bir tutum sergileyeceğini test eden sembolik bir turnusol kağıdına dönüşmüş durumda.
Yol Haritası Neden Ana Metinden Çıkarıldı?
2025’te Brezilya’nın Belém kentinde düzenlenen COP30’da, 90 ülke fosil yakıtlardan aşamalı çıkış için ortak bir yol haritası oluşturma çabası içindeydi. Ancak bu çaba, zirvenin nihai karar metninde karşılığını bulamadı. COP30’un sonuç belgesinde fosil yakıtlardan hiçbir şekilde bahsedilmedi; bu durum, COP28’de Dubai’de varılan “fosil yakıtlardan uzaklaşma” mutabakatının üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, metne daha güçlü bir dille girmesini bekleyen taraflar için büyük bir hayal kırıklığı oldu.
Konuyu ana müzakere gündemine sokamayan ev sahibi Brezilya, farklı bir strateji izledi: fosil yakıtlardan çıkış meselesini resmi müzakere metninin dışına çıkararak paralel bir yol (track) oluşturdu. Bu yapı, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) standart konsensüs mekanizmasına tabi değil; bunun yerine ev sahibi ülkenin siyasi iradesiyle yürüyen, gönüllülük esasına dayanan bir süreç. Bu paralel sürece Belém’de düzenlenen bir toplantıya atfen “Santa Marta süreci” deniyor.
115 Ülke Destekliyor, Ama COP31 Başkanı Listede Yok
Bu paralel yolun aldığı destek küçümsenecek gibi değil: dünya genelinde 115 ülke, fosil yakıtlardan çıkış yol haritasını desteklediğini resmi olarak ilan etti. Ancak bu listede dikkat çekici bir isim eksik: COP31’e başkanlık edecek Türkiye, bu 115 ülke arasında yer almıyor.
Bu durum, Türkiye’nin uluslararası iklim diplomasisindeki konumu açısından kritik bir soru işareti yaratıyor. Türkiye’nin bu paralel sürece ve Santa Marta sürecinin sonuçlarına COP31’de ne kadar alan açacağı, siyasi olarak ne ölçüde sahipleneceği henüz netlik kazanmış değil. Bir COP başkanının, kendi başkanlığı sırasında gündeme gelen en önemli iklim girişimlerinden birine resmi olarak katılmamış olması, Türkiye’nin bu konudaki liderlik iddiasını zayıflatan bir unsur olarak değerlendiriliyor.
İki Ev Sahibinin de Kömürden Çıkış Tarihi Yok
Fosil yakıtlardan çıkış tartışmasının Türkiye ve Avustralya özelinde daha da hassas hale gelmesinin bir nedeni de her iki ülkenin kendi ev ödevlerini henüz yapmamış olması. Türkiye ve Avustralya, Ek 1 olarak adlandırılan sanayileşmiş ülkeler arasında kömürden çıkış için resmi bir tarih açıklamayan çok az sayıdaki ülkeden ikisi.
Bu tablo yalnızca soyut bir eksiklik değil, somut bir ticari ilişkiye de yansıyor: Türkiye ve Avustralya arasındaki kömür ticareti, Paris Anlaşması’nın imzalandığı tarihten bu yana 75 milyon tonun üzerinde karbondioksit salımına neden oldu. Bu rakam, 2027’de COP32’ye ev sahipliği yapacak Etiyopya’nın bir yıllık karbon salımının yaklaşık dört katına eşdeğer. Üstelik bu iki ülke arasındaki fosil yakıt ilişkisi kömürle de sınırlı kalmıyor; 2026’da başlayan LNG ticareti ile bu bağ daha da genişledi.
Mektuplarda Bile Geçmiyor
Belki de bu tartışmanın en çarpıcı göstergesi, dilin kendisinde saklı. COP31’in misyonunu ve beklentilerini ortaya koymak üzere ülke delegasyonlarına şimdiye kadar gönderilen üç resmi COP31 Başkanlık mektubunun hiçbirinde “fosil yakıtlar” ifadesine bir kez bile yer verilmedi.
Bu sessizlik, iklim camiasında geniş yankı buldu. Uzmanlara göre bir COP’un başarısız sayılmasının başlıca nedenlerinden biri, tam olarak bu: krizin temel sebebinden hiç söz etmemek. Özellikle COP28’de Dubai’de atılan adımdan sonra, fosil yakıtlardan hiç bahsetmemenin bir geri adım anlamına geldiği vurgulanıyor.
Peki Ne Olacak?
Uzmanlara göre Türkiye’nin COP31 başkanlığından geride olumlu bir miras bırakabilmesi, yalnızca elektrifikasyon gibi nötr ve çekişmesiz hedefler belirlemekle mümkün değil. Bunun için Türkiye’nin bugüne kadar uzak durduğu çeşitli girişimlere de dahil olması gerekiyor: Belém’de Brezilya öncülüğünde hazırlanan fosil yakıtlardan çıkış (TAFF) yol haritası, Küresel Metan İttifakı ve Kömürü Geride Bırakma İttifakı bunların başında geliyor.
Bu çerçevede COP31’in gerçek sınavı, zirvenin resmi gündeminde yer alan tematik günlerden veya elektrifikasyon hedefinden çok, ev sahibi ülkelerin kendi evlerinde attığı adımlarla ölçülecek gibi görünüyor. Soru basit ama can alıcı: iki ev sahibi ülke, krizin temel sebebinden söz etmeden bir iklim zirvesi yürütebilir mi? COP31’in tarihe nasıl geçeceğini büyük ölçüde bu sorunun yanıtı belirleyecek.




