Haziran ayının gelişiyle birlikte Türkiye, özellikle Akdeniz ve Ege kuşağında yılın en kritik dönemlerinden birine, yani orman yangınları sezonuna giriyor. Geçmiş yıllarda Antalya Manavgat ve Muğla Marmaris gibi akciğerlerimizde günlerce süren, binlerce hektar alanı küle çeviren ve yerleşim yerlerini tehdit eden büyük afetlerin acısı hâlâ tazeyken akıllarda tek bir soru var: Türkiye 2026 yangın sezonuna gerçekten hazır mı?
Birçoğumuz için kış ve ilkbahar aylarının bol yağışlı geçmesi yangın riskinin azaldığı illüzyonunu yaratsa da, iklim bilimciler ve orman mühendisleri tam tersi bir duruma dikkat çekiyor. Yangınlarla mücadele, termometreler 40°C’yi gösterdiğinde uçak ve helikopterleri havalandırmaktan ibaret değildir; bu mücadele kış aylarından başlayan bir önleme, planlama ve risk yönetimi sürecidir.
2026 Yazı İçin Sıra Dışı Riskler: Yağışlı Kışın Gizli Tehdidi ve El Niño
İklim krizinin derinleşen etkileri, geleneksel yangın tahmin modellerini geçersiz kılıyor. 2026 yangın sezonunu önceki yıllardan ayıran ve risk analizlerini karmaşıklaştıran iki temel meteorolojik faktör bulunuyor:
- Biyokütle Akümülasyonu (Yakıt Tabakası): Kış ve ilkbahar aylarında görülen yoğun yağışlar, orman tabanındaki ot, çalı ve küçük bitki topluluklarının hızla büyümesine yol açtı. Yaz sıcaklarının başlamasıyla birlikte bu bitki örtüsü hızla kuruyarak, en ufak bir kıvılcımda parlamaya hazır ve yangının hızla yayılmasını sağlayan devasa bir “yakıt tabakasına” dönüşüyor.
- Bir Risk Çarpanı Olarak El Niño: Türkiye’nin bulunduğu Akdeniz Havzası, iklim krizinden en fazla etkilenen bölgelerden biri olarak kabul ediliyor. Uzmanlara göre El Niño’nun Türkiye üzerindeki etkileri doğrudan ve kesin olmasa da, sıcak hava dalgaları ve kuraklık riskini artırabilecek bir risk çarpanı olarak değerlendiriliyor. Bu durum, ormanlık alanlardaki hassasiyeti en üst seviyeye çıkarıyor.
Müdahale Kapasitesi Yeterli mi? Sadece Hava Aracı Yetmez
Geçmiş yangınların ardından kamuoyu haklı olarak “Hava aracı sayısı yeterli mi?”, “Filoda kaç uçak var?” sorularına odaklandı. Uçak ve helikopter gibi stratejik müdahale araçlarının sayısının artırılması şüphesiz hayati önem taşıyor; ancak yangın ekolojisi uzmanlarına göre yangının afete dönüşmesini engelleyen asıl unsur müdahale hızı ve yer organizasyonudur.
Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verilerine göre, Akdeniz kuşağında yangınların büyümesini önleyen temel parametreler şunlardır:
- Erken Uyarı ve İHA Teknolojileri: Yangının ilk 10 dakika içinde termal kameralar veya yapay zekâ destekli insansız hava araçlarıyla (İHA) tespit edilmesi.
- İlk Müdahale Ekiplerinin Dağılımı: Yangın yönetim merkezlerinin, risk haritalarına göre hassas bölgelerde konuşlandırılması.
- Belediyeler ve Merkez Yönetim Koordinasyonu: Orman sınırları ile kent/köy yerleşimlerinin kesiştiği “arayüz bölgelerinde” tahliye planlarının, yangın hidrant hatlarının ve lojistik koordinasyonun aylar öncesinden tamamlanmış olması.
Yangınla Mücadele Yazın Başlamaz: Öncelikli Politika Başlıkları
Türkiye’nin yangınlara karşı toplumsal ve ekolojik dayanıklılığını artırmak, yerel ve ulusal düzeyde bir yönetim stratejisi dönüşümünü zorunlu kılıyor. Sürdürülebilir bir orman koruma mekanizması için şu adımların acilen atılması gerekiyor:
- Arayüz Alanlarının Temizliği: Yerleşim yerleri, tarım arazileri ve turizm tesislerinin ormanla birleştiği hatlardaki kuruyan otların ve yanıcı maddelerin mekanik olarak temizlenmesi, koruyucu yeşil kuşakların oluşturulması.
- Toplumsal Dirençlilik ve Erken Tahliye Planları: Orman köylerinde yaşayan vatandaşların, çiftçilerin ve yerel işletmelerin yangın anında doğru tahliye yöntemleri, erken ihbar zinciri ve temel söndürme pratikleri konusunda simülasyonlarla eğitilmesi.
- Kentsel Isı ve Peyzaj Yönetimi: Özellikle Ege ve Akdeniz belediyelerinin, şehir peyzajlarında daha az yanıcı olan ve su stresi yaratmayan Akdeniz florasına (örneğin zakkum, keçiboynuzu gibi bitkiler) ağırlık vermesi.
Türkiye’nin yangınlara karşı dayanıklılığı, yalnızca yangın çıktıktan sonra gösterilen kahramanca müdahale kapasitesiyle değil, yangının çıkmasını engelleyecek kurumsal önleme kapasitesiyle ölçülmektedir. İklim krizi çağında ormanlarımızı korumak artık sadece orman teşkilatının değil; belediyelerin, çiftçilerin, turizmcilerin ve tüm toplumun ortak ve kaçınılmaz sorumluluğudur.



